Balıkesir escort İstanbul masaj salonu



Bir yaradır çocukluk


Çocuklukta alınamamış renkli televizyonların, binilememiş bisikletlerin, gidilememiş tatillerin, okşanmamış başların, söylenmemiş sevgi sözcüklerinin, alınamamış aferinlerin yerini tutamıyor dev plazmalar, üst segment arabalar, dünya seyahatleri, alkışlar, terfiler, servetler…



Sonradan kazanılmış hiçbir şey veremiyor çocuklukta yaşanması gereken heyecanların tadını…

İnsan çocukken yoksun olduğu ne varsa onu elde etmeye çabalıyor tüm yaşamı boyunca.

Herkesin yoksunluğu başka, herkesin boşlukları farklı, herkesin yarası derin.

Geç gelmiş bir oyuncak, geç alınmış bir pabuç, bekletilmiş bir istek, karşılanmamış bir beklenti, söylenmemiş bir aferinin sızısı tüm tazeliği ile asılı duruyor ruhun çengellerinde.

İncecik bir kan sızar herkesin içinden yol yol. Öldürmez ama yakayı da bırakmaz. Hesaplaşma bitmez bir türlü. 

Bir tokat, acıtan bir söz, bir bakış, bir yalan, bir bekletiş, bir olmayış, bir bitiş katili olur ebedi saadetin. İçeride hep bir ağrı, bir tıkanıklık, apansız gelip gülüşlerin ortasına konan bir karanlık peşini bırakmıyor insanın. Gitsin, kapansın, sonlansın, erisin, sönsün, zerrelerine ayrılıp yokluğa karışsın diyorsun ama hamuruna karışıp seninle geliyor her gittiğin yere.

Çocukluk bir damga gibi bir mühür gibi yanında hep. Ve çocuklukta eksik olan ne varsa asla tamamlanmıyor büyüdüğünde. Eksik olan her ne varsa istiflesen bile olmuyor. Olmayacak da. Çocukluğun boy verecek hep içinde. Kulaç atacak derinlerinde. Senin yerine hissedecek, senin yerine konuşacak.

Çocukken tattığın tüm güzellikleri bir daha tadamayacaksın ve çocukken eksik olan ne varsa onu asla tamamlayamayacaksın. O zamanların ne “tekrarı” var ne de “telafisi”.

Bu yüzden üzmeyin çocukları, kırmayın, hor bakmayın, ezmeyin.

Yetişkinliğindeki mutluluğun bedelini çocukluğuyla ödetmeyin.

Her çocuk, kırgınlıkları ile birlikte büyüyor ve asla yapışmıyor parçaları birbirine.

Rahmetli Sakıp Sabancı’nın bir cümlesi vardır insanın kanını donduran.  Der ki; “Benim çocukken bisikletim olmadı hiç. Yoksulduk. Şimdi otomobil fabrikalarım var, istediğim arabayı, istediğim bisikleti alır sürerim ama nafile. O sızı gitmiyor içimden hiçbir yere.” Atlı Köşk’ün bahçesinde çocuk bisikleti üzerinde poz verirken söylemişti bunları, gülümseyen bir fotoğraf karesi içinde.

Ne güzel demiş Edip Cansever; “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk

hiçbir yere gitmiyor.”

Çocuk kalbi kırmayın bu yüzden, nedameti fenadır…