Bir Osmanlı Mirası; Üsküp


Yüz yıllardan Vardar nehriyle yarenlik eden Osmanlının Balkan topraklarındaki en önemli merkezi, Makedonya'nın başkenti ve en büyük şehri olan Üsküp… Tarihi güzellikleri, yapıları ve sıcakkanlı insanıyla her yıl pek çok turistin ziyaret etmekte. 201o yılı



Makedonya’nın politik, kültürel, ekonomik ve akademik merkezi olan Üsküp, ortasından geçen Vardar Nehri ile ikiye ayrılmakta. Bu durum şehrin güzelliğine güzellik katıyor. Kentin simgesi olan 13 kemerli Taşköprü ve köprünün bağlandığı 18.500 metrekarelik devasa Makedonya Meydanı şehrin kalbi ve merkezi. Makedonya'nın kuruluşunun 20. yılı anısına Floransa'da yapılmış olan Atlı savaşçı Heykeli meydanın ortasında tüm ihtişamıyla sizleri selamlıyor.

Geçmişi M.Ö. 4000'e kadar uzanan Üsküp’e tepeden bakan Üsküp Kalesi'nde Neolitik dönem yerleşimlerinin kalıntıları bulunmuş.

M.S 1. yüzyılın başlarında yerleşim Romalılar tarafından ele geçirilip ordu kampına dönüştürülmüş. Roma İmparatorluğu'nun 395 yılında doğu ve batı olarak ikiye bölünmesiyle birlikte o zamanki adıyla "Scupi*, İstanbul merkezli Bizans'ın yönetimin de kalmış.

1392'de Osmanlılar tarafından ele geçirilince Türkler tarafından Üsküp olarak adlandırılmış. 500 yıldan uzun süre Osmanlı ynetiminde kalan şehir, 1912'de Balkan Savaşları ile Sırbistan Krallığı tarafından ele geçirilmiş.

I. Dünya Savaşından sonra yeni kurulan Yugoslavya Krallığı'nın bir parçası olan Üsküp  II. Dünya Savaşında Mihver Devletleri safındaki Bulgaristan tarafından işgal edilmiş olsa da 1944'te Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetimi meydana getiren federal devletlerden Makedonya sosyalist cumhuriyetinin başkenti olmuş. Üsküp, I. Dünya savaşından sonra hızlı bir gelişim gösterdiyse de 1963te yıkıcı bir depremle oldukça zarar görmüş, hatta meydanın sonun daki saat hala depremin olduğu zamanı göstermekte 1991 'de Yugoslavya'dan bağımsızlığını İlan eden Makedonya’nın başkenti olmuş.

Tarih boyunca birçok millete ev sahipliği yapmış olan Üsküp, günümüzde farklı dilden, dinden ye kültürden insanların bir arada yaşadığı mozaik bir şehir. Makedon, Türk, Arnavut, çingene, Ulah, Yunan, Bulgar ve Boşnak başta olmak üzere 34 farklı millet ve etnik grup burada yaşamakta. Üsküp’de dolaşırken Türkçeyi kullanarak çok kişiyle anlaşmanız mümkün.

Makedonya'nın kuzeyinde, Kosova sınırına yakın bölgede yer alan başkent Üsküp, Vardar Nehri yatağında yerleşmiş. Balkanlar'ın ortası sayılan bir konuma sahip. Şehrin kuzeyi Şar Dağları ile çevrili.

Eski bir Osmanlı kenti olan Üsküp’ün her köşesinde Osmanlı eserlerinize rastlamanız mümkün, Vardar nehrinin iki kıyısında yükselen kentte bir yanda Arnavutlar ve Müslümanlar, diğer yanda Ortodoks Hristiyanlar yaşamakta. Şehirde modern ve geleneksel mimari bir arada şekillenmiş.

Şehrin kalbi olarak bilinen Makedonya Meydanı’nda yer alan Büyük İskender Heykeli beni ilk selamlayan yapı oluyor. Biraz ilerisinde de, şehrin simgelerinden birisi olan meşhur Kapılarını (Makedonya Takı) görüyorum. Heykelin altında yer alan şaşalı aslanlar ve müzikle beraber başlayan su şovları görülmeye değer. Meydanı geçtikten sonra, Taş Köprü’ye doğru ilerliyoruz.

Meydanın hemen ilerisinde yer alan, Vardar Nehri’ni geçerek, Türk Mahallesi yani Türk Çarşısı’na gitmek istiyoruz. Burası, bizden bir yer aslında. Ama önce, Taş Köprü’den de biraz bahsedelim.

Taş Köprü, yaklaşık 600 yıllık bir yapı ve şehrin 2 yakasını birbirine bağlıyor aslında. Üsküp şehrinin armasında da bulunan Taşköprü, şehrin en önemli simgelerinin başında yer alıyor.

Yapım yılı tam olarak bilinmese de 1451-1469 yılları arasında, Fatih Sultan Mehmet himayesinde inşa edildiği söyleniyor. Bazı kaynaklarda da Taşköprü’nün mimarı Mimar Sinan olarak geçmekte.

Köprü, çeşitli kesimler tarafından Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Fatih Köprüsü, Vardar Köprüsü, Dušan (Duşan) Köprüsü ve en yaygın olarak da Taşköprü (Stone Bridge) şeklinde adlandırılıyor.

214 metre uzunluğunda ve 6 metre genişliğindeki köprünün 12 kemeri var.

1555 yılında, Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki depremle 4 ayağı tahrip olan köprü 1905 yılında onarılmış ve 1937 yılında da köprüye bir genişletme çalışması uygulanmış. 1689 yılında Makedonya’nın büyük şehirlerinden Kumanova’nın dükü Karposh’un Taşköprü’de asıldığı iddia edilmekte. 1944’te Taşköprü’ye Naziler tarafından patlayıcılar yerleştirilmesine rağmen, Üsküp’ün kurtuluşuyla patlayıcılar etkisiz hale getirilmiş ve köprü o olaydan hasar almadan kurtulmuştur.

Deprem gibi çeşitli olaylar sonrasında tamir gören Taşköprü’nün yine de esas görüntüsünün bozulmadığı söyleniyor. Makedonya Meydanı ile Eskiçarşı’nın ortasında, Vardar Nehri üzerinde bulunan Taşköprü, eski yıllarda Üsküp’ün iki yakası arasındaki ulaşımı sağlıyormuş. 1971 yılında Goce Delcev Köprüsü’nün inşa edilmesiyle Taşköprü, şu an sadece yayalar tarafından kullanılıyor.

 

Şehrin birçok yerinde her kültürden tarihi izleri bulmanız mümkün, Aziz Ohrid Kliment Katedrali, Üsküp şehrindeki Meryem Ana Katedrali faşistler tarafından yakılınca, Demetrius Kilisesi’nin yetersiz kalması sebebi ile 1972 yılında Mimar Slavko Brezovski tarafından inşa edilmiş ve Aziz Klimentin 1150. doğumgünü olan 12 Ağustos 1990 tarihinde kutsanmış.

Sadece kubbe ve kemerden oluşan 36x36 metre boyutlarındaki bu güzel katedral, son dönem Makedon mimarisinin en ilginç örneklerinden biri.  Ön bölümde imparator ve imparatorun eşi için 2 metre yüksekliğinde yapılmış sandalye de dikkat çekici. Dünyada ilk defa bu kilisede, göz çapı 1.5 metre olan Hz. İsa çizimi 70 metrekarelik yüzey üzerine yapılmış. Ana giriş bahçesinin sol bölümünde 45 metre yüksekliğinde 3 adet çan yer almakta. Bu ilginç çanlar o dönemde Avusturya'da yaptırılmış. Kilisenin önünde ise bir çeşme yer almakta. Bu çeşmeyi kiliseye Müslümanlar hediye etmişler.

Eski çarşıya geldiğinizde hiç de yabancılık çekmeyeceksiniz. Türkiye'de Bursa, İstanbul ya da Trabzon Bedesteni gibi örneklerinin yer aldığı bu kapalı çarşı türünün bir örneği. 15. yüzyılda inşa edilmiş. Üsküp'ün kuzeyinde Türk Çarşısı'nın içinde bulunan Bedesten, Osmanlı Devleti’nden kalan tarihi yapılardan biri.

Üsküp Çarşısı'nın göbeğinde yer alan Bedesten, 15. Yüzyılda, dönemin Üsküp sancak beyi Gazi İshak Bey tarafından yaptırılmış. Merkezi konumu sayesinde kısa sürede şehrin en önemli ticaret merkezi haline gelmiş, uzun yıllar boyunca da önemini korumayı sürdürmüş. "1689 Hadisesi" olarak da anılan yangında, birçok tarihi yapı gibi Bedesten de büyük zarar görmüş. Uzun bir süre onarılmadan yarı yıkık bir halde kalan Bedesten, 1900 yılında yeniden inşa edilip, günümüzdeki halini almıştır.

Bedesten yeniden inşa edildikten sonra hakkında bir kitabe yazılmıştır. Bu kitabede yangın sonrası onarımı İshak Bey'in soyundan gelen Hacı Hüseyin, Osman ve Yaşar Beyler tarafından yaptırıldığı yazmakta.

Mustafa Paşa Cami, Osmanlı padişahları Yavuz Sultan Selim ve II. Bayezid'in vezir-i azami Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Cami, ismini de buradan almakta. 1492 yılında inşa edilen cami 47 metre uzunluğunda tek minaresi ile dikkat çekiyor. Son yıllarda Türkiye tarafından restorasyonu gerçekleştirilmiş cami hala hizmet veriyor. Caminin yanındaki türbede Mustafa Paşa’nın sandukası ve türbenin önünde de kızı Ümmi Hatun'un mezarı yer almakta.

Üsküp Kalesi, kalenin alt kısmında bulunan Mustafa Paşa Cami ve caminin alt tarafında bulunan Üsküp Türk Çarşısı üçlüsü, şehrin en önemli tarihi yerlerini oluşturmakta.

 

Yüzyıllar boyu pek çok farklı medeniyete ev sahipliği yapan Üsküp şehri ve içerisinde bulunduğu Makedonya ülkesi, yemek kültüründe de bu farklılıklar göstermekte.

Geleneksel yemekleri arasında kuzu etli güveçler, kebaplar, patates ve lahana yemekleri, çorbalar, içleri çoğunlukla kıymalı olarak hazırlanan dolma ve sarmalar ile tencere ve güveç yemekleri ile turşular öne çıkmakta. Tüm yemeklerden sarımsak, soğan ve biber olmazsa olmazı. Makedon ekmekleri ve "pogacha* denilen poğaçalan da hemen her yemeğin yanında yer almaktadır. Osmanlı etkisinin halen var olduğu Üsküp’de yemekleri tadarken çok fazla yabancılık çekmeyeceksiniz.

Osmanlının izlerini görmek, uzak ama yakın dostluklar kurmak ve güzel yemekler tatmak istiyorsanız Üsküp sizleri bekliyor.