Bir, Ocak yazısı ve medya!


Bir, Ocak yazısı ve medya!



Yeni yılın ilk yazısı ne, nasıl olmalı?

Vallahi benimkiler kurgusuz pat diye çıkar..

Sadece bir şey farkettim..

Her ne kadar gündeme dair satırlar karalasamda..

Uzun yıllar gazetecilik, yazarlık, televizyonculuk yapsamda bir süredir akşam haberlerini izlemediğimi..

Saat tam 19.00 da bir yanda yandaş , bir yanda candaş bültenler bana bir şey vermiyor.

Tek tip bir prototip... Ortala be kardeşim şunu.. Zor değil ki!

Sadece sen-ben var...

İçinde olmadığımız kararlar, uygulamalar ve sonuçlar...

İşte tam o zaman diliminde America's Got Talent'e takılıyorum.

Tyra Banks'ın sunumunda, jüriler Simon Cowell, Heidi Klum, Howie Mandel ve Spice Girls'den Melanie Brown (Mel B)... Yormuyor, dinlendiriyor...

Mel, her seferinde araya 'Ermenistan' propagandasıyla yarışmayı politize etsede, orjinaliyle, bizde ki çakmaları arasında ki devasa farkı görebiliyorsunuz...

Birde NBC prodüksiyonu.. Şimdi 'bize ne'diyebilirsiniz...

Bende 'eee buyrun önünüzden yiyon' diyorum zaten...

Aslında bakmayın Ocak ayında ki yazılarda garip duygular yaşarım...

30 yılı aşkın süredir bu meslekteyim...

En önemli karar ve başlangıçlar hep Ocak'a tesadüf etmiştir..

Kabul etmelerde ret etmelerde..

Başka bir kuruma yazarken , Brüksel'den arayan Mehmet Ali Birand'ın davetiyle başladığım Milliyet... 10 Ocak 1988'di.... Öncesi de vardı elbet..

Ki gazetenin gazete olduğu dönemdi..Birde bugününe bakın. Dökülüyor.

Geçen odatv'de okumuştum (26 Aralık'ta) daha da vahimini. Aynı binada hizmet veren Vatan gazetesi kapanınca, Milliyet'in Yayın Yönetmeni,boşaltılan Vatan katına Milliyet çalışanlarını indirip 'tiraj' uyarısı yapmış! Ne kadar acı ve ironik değil mi? Bakın sonunuz bu olur göndermesi? E kardeşim içini doğru doldur, doğru yönet, arttır tirajını kazan.

Becerin varsa da paylaş? Nerdeeeeeeee...

Milliyet sonrası ülkenin 2.özel tv'sinde başladığım sürecim de ocak ayına denk gelmişti.

Haber merkezi yönetimlerinde bir 5 yılı devirirken, bir gün rahmetli büyüğüm, bende çok ayrı bir yeri olan Ali Osman Sönmez'le bir sohbetimiz ve sonrasında Saruhan (Ayber) abiyle Özdilek restoranında köfte yiyerek yaptığımız görüşmelerde o tarihlerin Ocak ayına denk gelmişti...

Hepsinin ayrı bir yeri önemi var.

Bu süreçler bizi geliştirdi, olgunlaştırdı. Elbet doğru yada yanlış kararlarımız oldu..

Yaşadıklarımızla gelişiyor, görüyor anlıyoruz..

Şimdi yine yeni yılın ilk yazısını karalarken, rahmetli Mehmet Ali Birand'la son Ocak ayı diyaloglarımız aklıma geldi..

Vefatı da 17 Ocak 2013'tü.. Tedavileri sürüyor ama o yoğun bir şekilde hem Kanal D ana haberi sunuyor, hem CNN'i yönetiyordu...

Eşimin de tedavilerini yakından takip ediyordu... 'sakın ha yılmak yok, Mücadele edeceğiz direneceğiz" diyordu her daim.. mesajlar atardı...

Kanal D haberi her sunumun ardından hem haber içeriklerini, görsellerine kadar analiz eder, hatta yayın arasında bile eksik hatalı bir şey farkettiğimde telefonundan uyarır, o da hemen müdahale eder düzelttirirdi.

Çünkü önemserdi farklı bakış açılarını, fikirleri.. 'Senden rica ediyorum, izle dinle ve uyar' demişti. Ne yalan söyleyeyim, eğlenceli oluyordu. Mesafeler uzakta olsa..

Beni yıllarca yazı yazmaya teşfik edendir..

Bir gün Hürriyet'te ki köşesinde bunu resmen yazmış söz etmişti 'mutlaka takip edilmeli'diye. Benim için onurdu..

Vefatından bir önce ki Ocak'ta da çok güzel önerileri olmuştu..

'2 şey istiyorum' dedi. Birincisi mutlaka köşe yaz, Ben bazı yazılarını Aydın (Doğan) Bey'e sunacağım,bizde kim yazacak o karar verir. Kafamda gazete belli. Bekle sürprizimi. İkincisi Ankara'da olmalısın, her gün özel bağlantılar kuralım CNN'de...Sonra da programa dönüştürürüz. Ekonomisini ben planlayacağım." Ne güzel öneriydi...

Ona göre artık boynuz kulağı geçmişti. Bunu Washington'a sevgili dostum kardeşim Kerem'le Beyaz Saray'a ilk canlı yayına gittiğimde bizim yayına aldığımız konukların tamamını ertesi gün 32.Gün'e davet ederken söylemişti. Biz Tüsiad'ın Washington temsilcisi,VoaNews'tan Taclan Suerdem, Bülent Ali Rıza 'ABD STratejik Araştırmalar Merkezi Koord) sohbet ederken Bülent Ali Rıza'yı aramıştı İstanbul'dan.'Amerika seçimlerini yorumlayalım' diyordu..

B.Ali Rıza'da 'bak yanımda kim var?' dediğinde Birand'ın yorumu çok hoştu..

"işte şimdi oldu.."...Bende ona takıldım..

"Ne dersin abi biraz daha büyüyünce Özkök olur muyuz?"...Bastı kahkahayı...

Brüksel'de buluştuğumuzda da Ruşen Ergeç hoca, Mehmet Ali abiyle sohbetimiz şarap keyfi dün gibi akıllarda. Nurlar içinde yatsın.

Yıllar öncesinde Milliyet'le başladığımız yolculukta belki mesleki finali de böyle yapacaktık...

Ama koşullar elvermedi.. Hiç pişmanlığım yok. Çünkü bizim için öncelik sağlıktı..

Ne bir başka il, ne hastane, ne doktor değişikliğini göze alamazdık..

Ki o tarihten bu yana biz üst üste yeni ve farklı tümörlerle mücadele ettik.

Demek bundada bir hayır varmış, gidememekte..

Bu noktada hiç burukluk yaşamıyorum. Keşkem yok..

Nitekim o da 'önce eşinin sağlığı. Nerede kendini huzurlu hissediyorsa orada devam edin tedaviye' demişti.

Doğum günüm öncesine gelen ölüm haberi beni her Ocak ayında etkiler.

Son 5 yılımda derinden yaşarım bunu.

Daha medyaya dair de çok şey yazardımda uzatmayım..

Nasılsa herkes bildiğini okuyor...

Aydın Doğan'lı ve Doğan'sız

Dinç Bilgin ve Kenan Sönmez'siz...

Beğenin yada beğenmeyin ama bu insanlar çok şeyi var etti bu ülkede..

Bir kez daha bakın adı ulusal olan İstanbul basınına anlarsınız nedemek istediğimi...

Aslında uzun yazmayı sevmiyorum bugün öyle oldu, sıkıldıysanızda haklısınız...