Bedenim yardım arıyor:"Sağlık Anksiyetesi"


Gecenin sessizliğinde düşüncelerime direniyorum.



Yine ev ahalisinin uyuduğu bir saatte korkularım ve kaygılarımla baş başayım. Doktorumun yazmamı istediği notları kaydediyorum: “Saat 00.50, ben, evet tüm bunları ben yazıyorum. Bugün diğer günlerden farklı olarak, beni rahatsız eden iki belirti vardı. Başımı yastığa koyduğumda kulağıma gelen titreşim sesi ve burnumun seğirmesi tüm gün aklımdaydı. Korktum, kaygılandım, adını ağzıma bile almaktan tedirgin olduğum bir hastalıktan şüphelendim bu kez. Daha önce de bunlar gibi bedenimden gelen farklı sinyaller ve belirtiler fark etmiştim. Her zaman doktora gidip bunların herhangi bir hastalığın belirtisi olup olmadığını anlamak için pek çok test yaptırırdım. Bugün günlerden pazartesi ve doktora gitmek için yoğun istek duyduğum halde kendimi engelleyebildim. Çok zordu, yoruldum ama dayandım.” Tüm bunları yazarken yaşadıklarımdan ne eşime ne de arkadaşlarıma bahsedebildiğimi fark ettim. Onların gözünde yalancı çoban oldum artık.

Her gün yeni bir belirti ile karşılarına çıkıyorum. Arkadaşlarım telefonlarıma cevap vermiyorlar. Görüşmelerimiz benim hastalıklarla ilgili kaygılarım üzerine geçince, bir de bakıyorum, onlara kolumu, bacağımı gösterirken buluyorum kendimi. Karşımda kim varsa, onda da aynı belirtiler var mı merak ediyorum. Tek isteğim kaygılardan kurtulmak, rahatlamak ve yine rahatlamak…

Sağlıkla ilgili kaygıları çoğumuz ara sıra yaşasak da bu kaygıların geçici olmaktan çok hastalık halini aldığı duruma “sağlık anksiyetesi” ismini veriyoruz. Sağlık anksiyetesi, kişinin bedensel belirtileri, halihazırda bir hastalığı olduğu ya da gelecekte ciddi bir hastalığı olacağı korkusuna sebep olacak biçimde yanlış yorumlaması ve bu düşünce ile zihnin aşırı meşgul olması halidir. Bedenlerinden gelen belirtilere karşı aşırı duyarlı olan hastaların adeta kulakları gelen duyumları dinler ve takip eder.

Hastalar, zihinlerinden geçen hastalıklara yönelik yaptırdıkları tetkiklerle ve doktorlardan aradıkları güvence ile rahatlamaya çalışırlar. Örneğin vücudun herhangi bir yerinde ele gelen küçük bir lenf bezi “kanser miyim acaba?” sorusunu akla getirir. Doktora gidiş ve yapılan tetkikler sonucunda kısa süre rahatlasalar bile sorun devam eder. Üstelik hem yapılan tetkikler hem de doktorlar ve diğer sağlık personelleri ile temas sonucunda bu hastalar bir takım medikal bilgiler öğrenir ve bunları yanlış yorumlamaya devam ederler. Garanti arayışı kimi zaman gizli, kimi zamansa aşikardır. Hastanın hayatını zorlaştırdığı gibi hasta yakınlarının da hayatını zorlaştıran bir rahatsızlıktır. Tekrar, tekrar yaptırılan tetkikler, sağlık birimlerine sık başvurular hasta yakınlarının da günlük yaşamını bozabilir.

Bu hastaların çevrelerindeki kişilerle ilişkileri bozulduğunda hastalık belirtilerinin kötüye gittiğini fark ediyoruz. Özellikle anlaşılmadıklarını düşünmek, yardım arayışlarının karşılıksız kalması ve sosyal desteği azalması ile hastalık şiddeti artabilir. Yaşam konforunu bozan bu rahatsızlıkla beraber kişi günlük işlerini aksatmaya, aile, iş ve sosyal alanda sorun yaşamaya başlar. Gerek ilaç tedavisi gerekse psikoterapi yöntemleri kullanılarak rahatsızlığın tedavi yönetilir. Özellikle psikiyatristin hastası ile kurduğu iş birliği süreç açısından önemlidir. Hastanın anlaşıldığını fark etmesi süreci kolaylaştırır.

Zamanla kişinin bedensel belirtileri yanlış yorumlama ve hastalıklarla ilgili yanlış inanışları değiştirilir. Etrafınızda bu rahatsızlığa sahip olan kişiler göreceksiniz. Arkadaşı, eşi ya da çocuğu olabilirsiniz. İçerisinde bulundukları durum bu hastalar için oldukça zordur. Yoğun anksiyete ile baş etmeye çalışıyorlardır. Onları yadırgamak yerine, anlamaya çalışalım, destek olalım. Anlaşılmaya ihtiyaçları olduğunu unutmayalım.