Bahar çarpar!


"Kış baharı saklar içinde" demiş Halil Cibran...



Kışın sertliği içinden baharı çıkınca geçer gider. Unutuverirsin, üşüyen ellerini, ayaklarını, yüreğini...

Önce yürek ısınır yere düşen güneş sırmaları ile sonra, ya sonra...

Ruh özgür kalır çiğ düşmüş çimenlerin taze kokusunda. Toprak ana ısındıkça verir içinde ne var ne yoksa hiç saklamadan. Donmuş nehirler çözüldükçe buzları hayatı başka türlü sunar. Dağların doruklarında bile başka bir hayat başlar ısındıkça gökyüzü, ılındıkça toprak, çözüldükçe yürekteki buzlar...

İçindeki bahar bir başka güzeldir anlayana...

Çok bahar vardır ama hayatta, bir baharı saklar içinde zemheri, bir baharı çıkarır sunar içinden bütün pırıltısıyla, ışıltısıyla...

Kentlerin beton ve acımasız hızı bile bozamaz baharın verdiği hazzı...

Bahar bu...

Bahar deyip geçme...

Gerçi aklın varsa geç. Sebze meyve bollaşır ama çiçek tozları ve güneş fena hasta eder. Astımın azar, romatizman azar...

Bahar acımaz adama, gözyaşıyla hapşıra hapşıra gezdirir adamı...

Kirazı, eriği, çağlası vardır ama, nezlesi, hapşırığı çileğin bile tadına bakmadan bitirir tüketir insanı...

Güzeldir bahar ama otomatik kapıya benzemez; fena çarpar.

Bulutların ardından güneşin sırmaları dökülmeye başlayınca yere, her yerde canlanır hayat. Kışın o kara yüzü gider papatya ve gelincikler karşılamaya başlar sabahı.

Bahar güneştir, aşktır, mutluluktur, nezledir, siyatiktir her şeydir...

Son cümleme gelecek olursak Candan Erçetin’in şarkısında olduğu gibi bahar geldiğinde mi siz böyle oluyorsunuz; yoksa böyle olduğunuz için mi geliyor bahar…