Avrupa’nın Kudüs’ü; Saraybosna


Saraybosna Vadisi içerisinde Miljacka Nehri etrafında, onu çevreleyen yemyeşil tepelerin eteklerine kurulmuş, 600 bin nüfusa sahip Saraybosna, Bosna Hersek’in başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri.



Saraybosna Balkanlar’daki kültürel şehirlerin en önemlilerinden biri. Din ve etnik köken açısından çeşitlilik gösteren 600 binin üzerinde bir nüfusa sahip. Yüzyıllar boyunca Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler bir arada yaşamışlar. Ortodoks ve Katolik kiliseleri ile cami ve sinagog aynı bölgede, neredeyse yan yana. Avrupa’nın Kudüs’ü‘ olarak adlandırıldığı da işte bu yüzden.

Saraybosna Osmanlı İmparatorluğuna 1463’te katıldı ve 19. yüzyıla kadar da bu sürdü. Asıl gelişimini bu dönemde gösteren kent, çok önemli bayındırlık faaliyetleri ile Osmanlının Avrupa’da kurduğu en büyük kent oldu.

Bosnalıların en önemli dönüm noktası 1992’de Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesiyle oldu. Bağımsızlık ilanının hemen ardından 1995’e kadar sürecek olan Bosna Savaşı sırasında Saraybosna kuşatması büyük ölçekli yıkım ve dramatik nüfus değişimi ile sonuçlandı. Binlerce Saraybosnalı, kuşatma sırasında yapılan bombardıman altında ve çatışmalarda hayatını kaybetti. Katliam ve yıkımın izlerini bugün bile şehrin sokaklarında görmek mümkün.

Gittiğiniz hemen her yerde savaştan kalma yıkık dökük binaları, kurşun delikleriyle bezeli yapıları gözlemleyip, savaşın boyutlarını çok daha iyi idrak edebiliyorsunuz. Yüz binden fazla insanın öldüğü tahmin edilen bu kanlı dönemin ardından Aralık 1995’te imzalanan Dayton Anlaşması ile Bosna Hersek devleti resmen kurulmuş oldu.

Doksanlı yıllarda Saraybosna için dünyanın en tehlikeli şehri deniliyordu, oysa şimdilerde Avrupa’nın en güvenli ve hatta en hızlı değişen şehirlerinden biri burası. Ziyaretçiler Müslüman, Yahudi ve Hristiyanlara ait tarihi ibadethanelerinin arasında dolaşabiliyor.

Bosna savaşı sırasında tahrip olan binaların hemen hemen tamamı onarılmış, bazılarının yerine yenileri yapılmış. Yeni açılan kafeler, restoranlar ve mağazalar şehre modern ve canlı bir görünüm kazandırıyor. Buna Saraybosnalıların konukseverliği ve nazik ve hoşgörülü yapılarını da eklerseniz, çok keyifli bir kent ortaya çıkıyor.

Saraybosnalılar Türkiye’den gelenlere alışmış görünüyor. Sokaklarda sık sık Türkçe konuşmalar kulağınıza çalınıyor. Başçarşı’da Türkçe menüler ve tabelalar da her yerde.

Bu gazi şehri dolaşmak için en ideal olanı yürüyerek keşfetmek. Hemen her köşede tarihi bir yapıya rastlamanız mümkün.

Estetik ve kültürel açılarıyla adeta Osmanlının bir özeti olan Başçarşı Saraybosna’nın kalbinde yer alıyor. Orta yerinde, etrafını güvercinlerin mekan seçtiği çeşmesi ve sağlı sollu sıralanmış bakımlı ahşap dükkânları ile bir Anadolu köşesini andırıyor burası.

15.yüzyılda Bosna Sancak Beyi Isa Bey tarafından yaptırılmış, daha sonra Gazi Hüsrev Bey’in katkılarıyla büyümüş. Çarşı etrafında Saraybosna’daki birçok önemli yapıyı yaptıran Gazi Hüsrev Bey’e ait camiler, hanlar ve medreseler bulunuyor. Bronz cezvelerde pişen kahve kokusu Osmanlı zamanından kalmış Başçarşı’nın her yerine dağılıyor. Gümüşçüler ve halı satıcıları taş örme sokaklarda hayatlarını sürdürüyor.

Başçarşı’nın hemen girişinde yer alan ve şehrin en önemli simgelerinden olan Başçarşı’nın sembolü Sebil Çeşmesi, Vali Hacı Mehmet Paşa tarafından 1753’te, İstanbul’daki çeşmeler model alınarak yaptırılmış. Efsaneye göre bu sebil çeşmesinin suyundan içen, bu şehirden asla ayrılamaz, kopamazmış. Ahşap oyma kubbeli çeşme önünde bir fotoğraf çektirmeden şehirden ayrılmayın.

Saat Kulesi, Başçarşı’da yer alan bir diğer önemli yapı. Gazi Hüsrev Bey Vakfı tarafından 17. yüzyılda yaptırılan kule ilerleyen yıllarda çıkan yangın sonucu büyük hasar almış, daha sonra 1762’te restore edilmiş.

Gazi Hüsrev Bey Cami, Saraybosna’da en önemli Osmanlı eserlerinden biri. Başçarşı’da yer alan cami Gazi Hüsrev Bey tarafından Mimar Sinan’a 1531’de yaptırılmış. Bosna Savaşı sırasında hasar alan cami daha sonra 1996’te aslına uygun olarak restore edilmiş.

Moriça Han, Başçarşı’da yer alan önemli yapılardan biri. Han 1551’te yapılmış, 1697’te çıkan yangın sonrasında yeniden restore edilmiş. Halen Gazi Hüsrev Bey Vakfı’nın malı olan Moriça Han’da, çeşitli kafelerin yanı sıra otantik kilim vb. eşyalar satan dükkânlar bulunuyor. Şehir gezisi sonrası dinlenmek için en güzel yerlerden birisi.

Brusa Bezistan, Bursa İpeği satışı için yapılmış bir kapalı pazar 1551’te Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış. 1992–1995 yılları arasındaki Bosna Savaşı sırasında büyük hasar alan bezisten daha sonra restore edilmiş. Günümüzde Saraybosna Müzesi olarak da hizmet veriyor.

Gazi Hüsrev Bey Medresesi, Osmanlı zamanında okul olarak kullanılmış ve kurulduğu dönemde 50.000 kitap kapasitelik kütüphaneye de sahipmiş. 16. yüzyılda inşa edilmiş ve Kurşunlu Medrese olarak da adlandırılan yer Başçarşı yer alıyor.

Başçarşı’ya yakın bir konumda bulunan Latin Köprüsü 1.Dünya Savaşı’nın çıkmasına sebep olan Avusturya Macaristan prensi Arşidük Franz Ferdinand’ın suikaste uğradığı köprü. Milli Kütüphane’nin karşısında bulunan köprüye göz atmadan şehirden ayrılmayın.

Bosna Savaşı süresince Bosnalılar için en kritik noktalardan birisi olan Umut (Hayat) Tüneli, Sırp kuşatmasının olmadığı tek nokta olan havaalanına yakın bir konumda bulunuyor. Bosnalı gönüllüler tarafından 8 saatlik mesailer ile kazılmış Tünel, savaş boyunca başta ulaşım olmak üzere ilaç ve silah transferinde kullanılmış. ve tamamlandığında 960 metre uzunluktaymış. Günümüzde tünelin sadece 20 metrelik kısmı ziyarete açık. Saraybosna’dan buraya turlar düzenleniyor. Her gün 09.00-16:00 saatleri arasında müzeyi ziyaret etmek mümkün.

Saraybosna’nın tekrar dirilişi muhtemelen en iyi Ulusal Kütüphane’nin uzun süren yeniden yapılandırmasıyla sembolize edilebilir. 1992’de içinde bulunan iki milyon kitap ile birlikte yok edilmişti.

Saraybosna’dan sadece 20 dakikalık bir otobüs ile Bosna’nın 100 metre yüksekliğindeki Skakavac’ın bulunduğu ve yürüyüş bölgesinin başlangıç noktası olan Nahorevo kasabasına gidebilirsiniz. Muhteşem şelalenin tepesine yürüyerek gidebilirsiniz. Saraybosna’da dağcılık çok popüler ve 1984’te yapılan kış olimpiyatları burada düzenlenmiş olsa da, 1990’da kalan mayınlar halen büyük bir tehlike. O yüzden nerede mayın olup olmadığını bilen bir rehber ayarlamanız şart.

Çarşı içerisinde birçok salaş ama menüsü zengin ve oldukça leziz yerel yemekler sunan lokantalar bulunuyor. Burek (Boşnak böreği) ve Cevapi (köfte) mutlaka tadılmalı. Yağlanmış pide arasında sunulan kaymakla sunulan cevapiyi, Tarık Hodzic’in çarşıda bulunan kebapçısında deneyin. Ahşap mekânın dış güzelliği, içeri buyur eder sizi zaten.

Burekdžinica (börekçi) olarak adlandırılan yerlerde sunulan, kıymalı, peynirli, patatesli ve ıspanaklı hazırlanan börekler de leziz. Sadece Burek diye sipariş verdiğinizde etli ve soğanlı börek geliyor. Peynirli börek “sirnitsa”, ıspanaklı ve peynirli olanı “zelyenitsa”, patatesli olanı ise “krompirisu” olarak adlandırılıyor. Etli ev yemekleri lezzetini tadabileceğiniz lokantalar olan Aşçinitsalar (Ašćinica), Begova çorba, Klepe (Boşnak usulü mantı) veya Bosanski Sahan (içi et ve pirinçle doldurulmuş olarak; lahana sarma, soğan dolması, biber dolması veya domates dolması) ve Tuffahiye (elma tatlısı) tercih edilebilir. Bey çorbasını ve üstü tuzlu kaşarla zenginleştirilmiş şopska salatasını da deneyin. Yanında yoghurt dedikleri koyu kıvamda ayran da için. Saraybosna’da İtalyan yemekleri de yaygın. 

Bu kadar yemeğin üzerine kişiye özel bakır bir tepside, bakır cezve, kulpsuz fincanlar, lokum ve su ile servis edilen Bosna Kahvesi de tatmadan olmaz. Başçarşı içinde oturduğunuz kafelerde bulmak ve tatmak mümkün.

Her köşesinde bizden bir iz bulacağınız hüzünlü gazi şehir Saraybosna sizleri bekliyor.