Ateş bizi daha fazla yakmadan...


Biz Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) deyip geçiyoruz ama bu projenin tam adı "Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi..."



Mart 2003’te ABD Dışişleri Bakanı Condelliza Rice ; “Fas’tan Basra körfezine kadar, Türkiye’de dahil, Ortadoğu’da 22 ülkenin sınır ve haritaları değişecek” dediğinde sanki bugün yaşananların bize çok uzak olduğunu, olsa bile Türkiye gerçeği’nin içimizdeki kahramanlık efsaneleriyle dolu duygularımız ile birlikte küçümsemiş, görmezden gelmiştik. Bu söylemin asıl amacının Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamak olduğunu konuyla yakın ilgisi olan kişiler bugünleri yaşamamak adına binlerce makale, söyleşi ve görüş paylaştılar. Bugün Ortadoğu’nun kızgın ateşi bizim de üzerimize bulaşmış durumda. Bugünkü koşullar altında bir güncelleme yaptığımızda bakın manzaranın biraz daha netleşen yüzü ne durumda?

Biz Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) deyip geçiyoruz ama bu projenin tam adı "Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi..."

Projeyi dünyaya ilk duyuran kişi ise Amerika Birleşik Devletleri'nin 43. Başkanı George W. Bush...

Projenin amacı; petrol zengini Müslüman ülkelere demokrasi ihraç etmek, bölgenin kontrolünü ele geçirmek ve bu zengin pazarların serbest rekabete açılmasını sağlamak...

Proje, Batı'da Fas'ın Atlantik kıyılarından, Doğu'da Pakistan'ın kuzeyindeki Karakurum yaylalarına...

Kuzey'de Türkiye'nin Karadeniz kıyılarından, güneyde Aden ve Yemen'e kadar uzanan bir bölgeyi kapsıyor... Projenin o gün için önemi ise, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Eş Başkan" ilan edilmesi...

BOP'un ABD'nin Müslüman ülkelerini dönüştürmeye yönelik bir operasyon planı olduğunun anlaşılması üzerine Başbakan Erdoğan, 13 Ocak 2009 Salı günü partisinin grup toplantısında aynen şunları söylüyordu;

"Büyük Orta Doğu Projesi'nin amaçları ve Türkiye'nin üstlendiği görev bellidir. BOP, Orta Doğu'da barışı sağlamak için kurulmuştur ve bölgenin ekonomik kalkınmasına, özgürlüğüne, kadın haklarına yönelik iyileştirmeleri hedeflemektedir. BOP çerçevesinde Türkiye de Eş Başkanlık görevini üstlenmiştir. Ama bu, şu anda zaten doğmadan ölen bir proje durumuna düştü. Bunu kalkıp ikide bir, gerek ana muhalefeti gerek yavru muhalefeti, bu şekilde kullanıyor. Bunun bizi bağlayıcı yanı yok. Bu konuyla ilgili olarak bizi bağlayan, Tayyip Erdoğan'ın attığı bir imza yoktur. Bu sadece insani olarak bizim üstlendiğimiz görevdir."

Erdoğan "ölmeden doğan proje" dedi ve herkes de BOP'un gerçekten tezgâhtan kaldırıldığını düşündü ama... ABD bu konuda oldukça kararlıydı... Kararlılığı da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın ses getiren açıklamasında saklıydı. Çünkü Küresel Güç bu zamana kadar uygulayamayacağı bir projeyi, başarısızlığa uğrayacak bir projeyi hiç gündeme almadı. Bugün Büyük Ortadoğu Projesi söyleminin önüne eklemlenmiş olan “Genişletilmiş” kısım projenin sondan bir önceki ayağını oluşturuyordu. İlk şartı İsrail’in güvenliğini teminat altına almak olan, bugün günlük 20

Milyon kilowat enerjiyi harcayan ABD’nin zengin petrol, doğalgaz ve su kaynaklarına sahip olmasının zorunlu hale geldiği, Avrupa Birliği, Çin ve Japonya’yı bölgedeki ekonomik zenginlerden uzak tutarak rekabette birkaç adım öne geçmenin kaçınılmaz olduğu, görünen amacının da sözde “İslami Terörü” bitirmek olduğu istekleri, Ortadoğu’nun vazgeçilmez bir “ekonomik Pazar”  olduğu gerçeği de eklendiğinde yapılan organizasyonun ne kadar büyük olduğu görülebiliyordu.

ABD'nin büyük stratejisi, 'egemen güç üstünlüğünü' esas alır. Egemenlik, bir devletin askeri gücüyle kalanlara hakim olduğu uluslararası politika şartlarıdır. Amerikan egemenliği, diplomatik-ekonomik-askeri çıkarlarını geliştirme, uluslararası ortamı şekillendirme ve düşünceleri yayma yeteneği kazandırdı. Yaşam kaynağı olarak görülen Petrol meselesi bu keşmekeşin en üst derecesi. Her gün tüm dünyada tüketilen petrolün % 55’i, yani 43 milyon varil, ithalat ihracat yoluyla el değiştiriyor. Küresel petrol akımlarının güvenliği, ABD’nin stratejik bir önceliği. Günde 35 milyon baril petrol, Süveyş Kanalı, Hürmüz (13 milyon), Malakka (10 milyon), Bab el Mandeb, İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçiyor. Bunlara, Kızıldeniz ve Akdeniz’e akan 4 adet petrol boru hattı da eklenmelidir. Suudi Arabistan’ı batıdan doğuya geçip Yambu limanına varan hat, günlük 5 milyon barillik kapasiyesiyle en önemli olanıdır. Daha düşük kapasiteli bir diğer hat ise, Irak’tan Ceyhan’a ulaşır.

2025 yılına gelindiğinde, ABD’de tüketilen petrolün % 71’i, Batı Avrupa’dakinin % 68’i, Çin’dekinin % 73’ü kendi ülkeleri dışından sağlanacaktır. Enerji gibi yaşamsal bir sektörde oluşan ve gitgide artan bu dışa bağımlılık, Orta Doğu, Afrika, Orta Asya’da, büyük güçler ve petrol şirketlerinin kendi aralarında başlatmış oldukları petrol savaşını ve Irak savaşını da bize izah etmesi bakımından yeterlidir.

ABD’li ekonomistlerin yaptıkları hesaplamalara göre, küresel petrol ihtiyacı 2030 yılına kadar her yıl % 1.6 oranında artarak günde 75 milyon varilden 120 milyon varile yükselecektir. ABD 2029 yılında ithal edilecek petrol için yılda 150 milyar Dolar ödemek zorundadır. Bu tarihte Çin’in petrol ihtiyacı yüzde yüz artacak, AB ülkeleri tükettikleri petrolün % 92’sini ithal edecektir. Dünya nüfusunun % 5’ni oluşturmasına rağmen, dünya gelirinin % 40’nı kontrol eden ABD için enerji akışının sürekliliğini ve enerji kaynaklarının bulunduğu bölgede istikrar ve güvenliği sağlamak artık bir zorunluluktur.

Bugün delik deşik edilmiş Suriye, kendi halk kitlesinin özellikleri yıllarca irdelenmiş, yıllar önce içeriye sokulan muhalifler tarafından tahrip edilerek bu duruma gelmiştir. Fakat ABD’nin Suriye’de uyguladığı plan ne Mısır’da ne de Suudi Arabistan’da işlemez. Mısır"ın daha demokratik, daha açık bir toplum olduğunu, Suudi Arabistan"ın ise farklı bir yapı arz ettiği aşikar. Mısır"daki demokratik yapının yeterli olduğunu söylemek ise mümkün değil. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi"nde asıl hedefin Suudi Arabistan olabileceği, Irak örneği gibi demokrasi getirmek adına bir ülkenin işgal edilemeyeceğine vurgu yapmanın da yararlı olacağı kanattindeyiz.

Yüzyıllardır batı ve doğu kültürleri arasında bir köprü oluşturan Türkiye, uzun zamandır demokratik kurumlara sahip olup siyasi ve ekonomik reformlarını tamamlamış, dinsel açıdan hep hoşgörülü davranmıştır. Türkiye hakkında dışarıda hazırlanan stratejiler, uygun zaman dilimlerinde bölümler halinde uygulamaya konuluyor.. Toplumun çeşitli kesimleri, değişik zamanlarda, değişik kombinezonlarla devreye sokuluyor ve adım adım Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) doğru yol alınıyor.Buna ister Fırat Kalkanı olarak isim ekleyin isterseniz farklı bir isim bulun. Askerlerimiz şehit olmaya devam ediyor. Esas üzücü olan ise tarih yeniden tekerrür ediyor. Geçmişte Kore’ye askerimizi ne için yolladığımızı hala sorgulayanlar daha cevabını bulamamışken, bugün Ortadoğu topraklarında

Şehit düşmüş askerlerimizin de neden orada olduklarına uzun bir müddet cevap arayacaklardır.

Şehit düşmüş askerlerimize Allah’tan rahmet, kalanlarına sabır ve milletimize hayırlı bir yıl diliyorum.