Arayışlarım ve çıkarımlarım-3


Arayışlarım ve çıkarımlarım-3



Eğitimin amacı  bir öğrencinin ilerleme kaydetmesini sağlatmaktır. Bu ilerlemede, etkili bir okulun unsuru da fazladır.

"İlerlemeyip yerinizde dursanız bile  geriye gidersiniz."

Çocuklarımın eğitim süreçlerinde her zaman bu kaygıyı taşımışımdır. İlerliyor muyuz, yerimizde mi sayıyoruz? diye.

İlerlemelerini istiyoruz ama mutlulukla,

Değişmelerini istiyoruz ama kişiliklerini kaybetmeden,

Eğitilmelerini istiyoruz ama değerlerimizi bozmadan,

Bunlar dilek ve istekler, gelelimmmm realiteye...

İlkokul Üç...

Okulumuzun eğitim tekniklerinden biri de her yıl öğretmenin değişmesi ve arkadaşlarının farklılaşmasıydı. Yani bir önceki yıldan samimi olduğu birkaç arkadaşını okula bildiriyordunuz, okulda buna dikkat ederekten yeni karma bir sınıf oluşturuyor ve farklı bir öğretmenide sınıfa atıyordu. Sevdiğim ve onayladığım bir teknik bu. Öğrenciye yeni arkadaşlarla tanışma fırsatı sağlarken okuldaki aynı yaştaki tüm öğrencilerle kaynaşma fırsatı da yaratılmış oluyor. Burada  önemsediğim şey ise çocukla ilgili datanın gelecek yeni öğretmene ya eski öğretmen ya da okul tarafından doğru bir şekilde aktarılması ve öğretmenin de bunu öğrenmeye hevesli olması. Neden mi söylüyorum, bu şekilde olmadığını zaman zaman hissettim doğrusu.

Oğlum üçüncü sınıfa yeni arkadaşları ve yeni öğretmeniyle başlamıştı. O yıl benim hatıralarımda önem arz eden bir yıldır. Sonrasında buradan kendime çıkardığım bir çok ders oldu.

3.sınıf öğretmenimiz, okulun talep gören öğretmenlerinden, devletten emekli olmuş ve özel sektörde 9 yılını filan okutan oldukça disiplinli, kurallı, geleneksel bir öğretmendi. Yani anlayacağınız oğlumun ananesi yaşında bu sevimli ve tatlı görünen öğretmen o yıl bizim kabusumuz oldu. Yanlış anlamayın öğretmeni kötülemek için yazmıyorum bunları. Anlatmak istediğim çocuğun kişiliğiyle, öğretmenin uyuşması, anlaşması ve ortaya uyumlu bir birlikteliğin çıkması. Yaşa da takılmıyorum, inanıyorum ki insan yaş aldıkça hoşgörü oranı da bir o kadar artıyor. (Annem ile babamdan biliyorum. Bana uyguladıkları kuralların hiç birini torunlarına uygulayamadılar.

Ama olmadı işte,

Yoğun disiplin, kural, baskı özgürlüğüne  düşkün olan oğlum için  bir bunalma ve kaçma süreciydi. İşin ilginç yanı ben onun bunaldığını hiç  ama hiç fark edemedim.

3. sınıfda yeniden söylenmeleri başlamıştı. Okulu sevmiyorum diyordu. Yatağımın tekerlekleri olsada odamdan hiç çıkmasam, her yere onunla gitsem, hep yatağımda kalsam ve hep uyusam diyordu.  Okulu hiç sevmiyorum diyordu.

Bu arada öğretmen beni okula çağırıyor, oğlumun ne kadar dağınık düzensiz olduğunu söylüyor ve bunun sonucunun da başarısına yansıdığını sürekli vurguluyordu. Evet diyorum, gerçekten haklısınız, düzen ve disiplinli çalışma, başarının anahtarıdır. Ama benim oğlum  hep böyleydi, bende isterim tabi, düzenli ve titiz olmasını, zamanında iş yapmasını ama bunu sağlamak o kadar kolay değil. Bu beklentilerin herbirinin sonunda aramızda çatışma ortamı çıkartıyor, bende böyle olmasını istemiyorum diyordum. Çatışmak ve savaşmak istemiyorum.

Öğretmen ile her konuşmaya  gittiğimde dünyanın en başarısız en ilgisiz annesi gibi hissediyordum kendimi. Çocuğunu eğitemeyen, yönetemeyen bir anne. (Şimdi düşünüyorumda bana bu duyguları yaşatan biri ufacık çocuğa neler yaşatmış olabilir kim bilir)

Sorumluluk alması gerektiğini söylüyordu hep, odasını toplamalı, kıyafetleri düzgün olmalı, çantası, defteri, dolabı hep bir düzen içinde olmalıydı. Tüm bunları yapması içinde sorumluluklar alması gerekiyordu veya bizim vermemiz gerekiyordu. Tüm bunları oluşturmak bizim görevimizdi. Bir gün İngiliz prenslerinin yetişme tarzından örnek vermişti bana, ders niteliğinde. Bir İngiliz prensine bile tuvalet temizletildiğinin örneğini vermişti. Dünyanın en ünlü, en zengin kişisi tuvalet bile temizleyerek eğitim alıyorsa oğlumunda bu tarz sorumlulukları yerine getirmesini öğrenmesi gerekiyordu. Ne güzel söylüyorsunuz, bende size katılıyorum dedim. Hangi anne böyle bir çocuğa sahip olmak istemez ki pırıl pırıl düzen ve başarı abidesi  bir çocuk. Her genç annenin hayalidir herhalde. Ama gerçekler hayaller gibi olmuyor işte. Çocuğumu bu hale dönüştürebilmem gerçekten imkansızdı. Denemedim mi geçmiş yıllarda hem de çok denedim. Anlattım da size. Şu da bir gerçek ki, kişilik denen bir şeyi göz ardı etmemek gerek. Yoksa sadece çatışma ve kavgaya dönüşüyor. Çok gereksiz. Anlatılmalı, öğretilmeli, özendirilmeli, uygulaması için alan açılmalı ama asla ve asla baskıcı olunmamalı. Ben denedim gerçekten işe yaramıyor. Bunları öğretmediğimi düşünen sevgili öğretmenimiz her gittiğimde  bana daha çok nasihat ediyordu.

Birgün dedim ki, "Öğretmenim, bende iki çocuk var. İkisini de ben yetiştiriyorum. Ama çok farklılar. Biri daha düzenli, daha iletişime açık, biri daha düzensiz, iletişime kapalı ama zeki bir çocuk. İkisi farklı ama ikisininde eğitimini ben veriyorum. Evet dedi. Benimde iki oğlum var. Büyüdüler, yetiştiler, evlendiler ikisi çok farklı kişilikti. Yani bu kısacık konuşmada ikimiz de anladık ki her çocuk farklı, yetiştirirken de farklı... Eeee öyleyse!  (Ne acı değil mi bu kadar basit yazılabilen bir kelimenin, yarattığı etkinin büyük olması. FARKLI )

Günlerden bir gün evdeki yardımcı bayan bana bir şey söyledi.

"Birgül Hanım biliyor musunuz? Oğlunuz saçlarını, odasının perdesini ve pantolonlarını makasla sürekli kesiyor, farkındamısınız? Odasında saç kılları temizliyorum. Bir sorun mu var? ''diye bana sordu.

Bendeki şok etkisini düşünebiliyor musunuz. Nasıl yani? dediğimi hatırlıyorum. Bir müddet gözlemlemeye başladım. Tüm okul tişörtlerinin kolları paramparçaydı. Muhtemelen derste tişörtün  kollarını dişlerinin arasına alıyor, ısırıyor ve çekip koparıyordu. Yani tişört, kullanılmaktan değil sıkıntıdan parçalanıyordu. Daha sonrasında sinsice takibe başladım. Ayakkabılarını tam ayağına giymiyor, üzerine basıyor, derste çıkarıp ayakkabıları atıyor, ayaklarını toplayarak oturuyor gibi bir çok şey keşfettim. En yakın okul arkadaşlarının anneleri ile öğretmen hakkında görüşmeler yaptım. Özetle çıkan sonuç şuydu çocuk düzenli ve başarılı ise anne-öğretmen memnun, çocuk yaramaz ve haşarı ise anne-öğretmen de memnun değildi. Bilin bakalım sizce ben hangi gruptaydım!

Gerçekten çok zor bir yıldı. Bir öğretmenin düz bakış açısı hem beni hem çocuğumu alt üst etmişti. Neden okul yönetimine başvurmadınız diye düşünebilirsiniz. Çözümleri şikayetle çözmek benim tarzım değil bu bir. İkincisi de ne diyeceksiniz öğretmen oğlumun çok düzenli olmasını ve çok çalışmasını istiyor desem sizce yönetim bana nasıl bakardı. Çocuğu başarısız olmasını isteyen  bir anne...

Çıkardığım şudur ki;

Öğretmenlerin her söylediği doğru değildir. Gözü kapalı inanmayın. Sorgulayın.
Teorik bilgi uygulamadan çok farklıdır. İngiliz prenslerine kanmayın.
Her çocuk birbirinden farklıdır. Dolayısıyla öğrenmeleri de farklıdır.
Düzensiz bir çocuk başarız değildir.
Özgürlük çocukların da hakkıdır. Kendi özgürlüklerini kullanabileceği alan açın.
Çocuğunuza güvenin.

Devam edecek..

Sevgiyle Kalın..