Altyapısı medrese olanın!..


Gazetecileri misafir ettiği iftar yemeğinde BTSO Başkanı İbrahim Burkay’a soruyoruz: “Altyapısı medrese, üstyapısı külliye olan bir ülkenin uzayda söz sahibi olması nasıl mümkün olur?” diye…



Medrese her ne kadar “ders verilen yer” ise de algısı din temelli eğitim yuvası şeklinde… Hazreti Muhammed, “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” demiş olsa bile, bağnazların sorgulamadan uzak, yanlış ve saptırılmış dini öğretilerle şekillendirdiği gençliğin ve dolayısıyla o toplumun altyapısından uzaya çıkmasını beklemek hayal…

Kendi geliştirdiği takma kanatlarla Galata Kulesi’nden 3358 metre mesafedeki Üsküdar Doğancılar’a uçmayı başaran ilk insan Hezarfen Ahmed Çelebi’nin başına ne geldiğini, bilmeyenlere hatırlatalım.

Evliya Çelebi’nin anlatısına göre 17. yüzyılda gerçekleşen ve tarihe geçen bu uçuşu Sultan 4. Murat da, Sarayburnu Sinan Paşa Köşkü’nden bizzat izler. Hezarfen’i bir kese altınla ödüllendirir ama “Bu adam pek havf edilecek (korkulacak) bir ademdir. Her ne murad ederse, elinden geliyor. Böyle kimselerin bekası caiz değil” diyerek Cezayir’e sürülmesini emreder. Hezarfen Çelebi sürgünde hayatını kaybeder.

Eğer 4. Murat, Hezarfen’i himaye edip destekleseydi, bugün Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay ve yönetim kurulundaki arkadaşları, ille de uzay, havacılık ve savunma sanayisi diye yırtınmazdı. Hezarfen detseklenseydi eğer, bugün Türkiye, uzay ve havacılık sanayisinde dünyada rol almak isteyen değil, rol dağıtan bir ülke olurdu.

Gazetecileri misafir ettiği iftar yemeğinde BTSO Başkanı İbrahim Burkay’a soruyoruz: “Altyapısı medrese, üstyapısı külliye olan bir ülkenin uzayda söz sahibi olması nasıl mümkün olur?” diye…

Daha soruyu bitirmeden meslektaşımız İHA Bölge Müdürü İrfan Altıkardeş atıldı. Osmanlı’nın bilimde ne kadar ileride olduğunu, hatta Ulucami’nin minberine kazıdığını söyleviverdi bir çırpıda…

Mesele bugün nerede, hangi noktada olduğumuz…

Hatta, BTSO Başkanı Burkay’ın çizdiği, uzay ve savunma sanayisiyle ilgili projeksiyona da itirazımız olamaz. Ülke olarak bu alanda ne kadar geç kalsak da, bu yolda yapılan çalışmaları küçümsemek, en hafifinden ülkeye ihanet olur.

Sorumuz şöyle: Türkiye’deki eğitim sistemi geleceğe yönelik bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak uygunlukta mıdır?

“Evet” diyor ve ekliyor: “Eğitim sistemi sıkıntılı. Bunu herkes her platformda dillendiriyor. Tabii Türkiye’nin ciddi problemidir.”

Seçimden önce Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ile dörtlü olarak bir araya gelmişler ve mesleki eğitimin odalara devredilmesiyle ilgili bir çalışma başlatmışlar. Devam ediyor Burkay:

“Önemli olan şu… Sanayi ve ticarette önce arzı yaratıp, sonra talep toplama yöntemini 20 yıl önce bitirdik. Önce talep toplayıp sonra arz yaratırsanız, arzınızın değeri olur. Eğitimde maalesef böyle bir durum yok. Eğitimde okullar açılıyor. Birinci öncelik derslik sayısını artırmak… Ama içerik maalesef doldurulmuyor. Biz de diyoruz ki, sanayiyi ön plana koyduysak, özellikle üniversite eğitiminden ziyade meslek liseleri ve meslek yüksek okullarının çok daha aktif olması lazım. Ama Türkiye’de son dönemlerde uygulanmış olan eğitim politikaları ile meslek liseleri zaten en vasıfsız öğrencilerin gittiği yer durumunda kaldı. Bunu değiştirmemiz lazım. Eğitim ideolojiye kurban gidiyor. Bu da ülkenin önündeki en büyük engellerden biri.”

Burkay’dan, 13 yıllık AKP iktidarlarının, zaten sorunlu olan eğitim sistemini dini ideolojiyle daha da geriye götürdüğünü söylemesini beklemiyoruz elbette. Ilımlı ifadelerle, eğitimin ideolojilerden arındırılması gerektiğini söylemesi bile yeter…