Altın Kent “Amasra"


Altın Kent “Amasra"



Küçük bir balıkçı kasabası hayal edin, yarım adaya yerleşmiş 3000 yıllık tarih, onlarca eser ve asırlar dolusu yaşanmış anı saklasın kalbinde. Öyle çok medeniyet görmüş ki bir gün bir komutan burayı dünyanın gözüne benzetmiş. Burası sarp kayalıkların, engin dağların göğsünde sakladığı altın kent “AMASRA”…

Karadeniz’in kayalıklarla olan savaşı milyonlarca yıldır sürüyor. Kıyı kenti insanlarıysa bu savaşın yanı başında sakin bir hayat yaşıyorlar. Bu hırçın deniz içinde sakladığı bereketi altın tepside sunmasada, buranın insanı rızkını çıkartmasını biliyor. Burası dünyanın merkezi onlar için, burası çeşm-i cihan. Sarp kayalıklar Fatihin emanetini yüz yılladır azgın dalgalardan koruyor. Lidyalılar dan Perslere, Romalılar dan Cenevizlilere kadar bir çok medeniyet hüküm sürdü bu topraklarda tarih deki ilk bilinen adı Sesamos oldu. Karadeniz kıyısında ticaretin  en önemli merkezlerinden biri olan Amasra ise değerini ilk bakışta anlayabilecek bir komutan bekliyordu sanki. Büyük İskender den, Romalı komutanlara kadar bir çok lider sefer düzenledi buraya, fakat Amasra hiç birine teslim olmadı biri dışında. 1460 yılının ekim ayı Konstantinopolis henüz 7 yıl önce Fatih’e teslim olmuştu. Aynı Fatih şimdi ise Amasra tepelerinden şehri izliyordu. Gözlerini uzunca bir zaman şehrin güzelliğinden alamayan Fatih Sultan Mehmet lalasına sordu ; “Çeşm-i Cihan buramı ola !..”  Amasra’ya zarar vermek istemeyen Fatih’e şehrin anahtarlarını bizzat Ceneviz komutanı teslim etti. O günden beri bu güzel kasabada her 17 Ekim’de fetih kutlamaları yapılmaktadır.

Amasra bağlı bulunduğu Bartın iline yaklaşık 16 km uzaklıkta bir balıkçı kasabası, burası bir yarım ada ve bu yarım adaya tarihi Kemer Köprüsü ile bağlı tam adadan oluşuyor. Kasabayı Karadeniz’in azgın dalgalarından koruyan dalga kıranlara inşa edilen mendirekler dalgaların denizden ayrı kalışını izlemek isteyenler için bir seyir terası adeta.

Amasralıların kökleri fetih den sonra buraya yerleştirilen Kıpçak Türk’leri ve önceden burada yaşayan Rumlara kadar uzanıyor. Yerleşik nüfusu 6000 olsa da yaz aylarında 50.000 in üzerine çıkan ziyaretçisi Amasra sedasının ne kadar bastığını gösteriyor.

Amasra halkı, geçiminin büyük bir kısmını balıkçılık ve turizmle sağlıyor. Karadeniz’in bereketli suları onlarca çeşit balığa ev sahipliği yapıyor. Denizden henüz çıkartılan balıklar kıyı da sıra sıra kurulmuş balık restoranlarında servis ediliyor. Kalanı ise başta İstanbul olmak üzere birçok kente ihraç ediliyor. Son derece sessiz limanda av yasağı nedeniyle balıkçılar kendi aralarında yöresel tekerlemelerini mırıldanıyor; “Seksende kalafat, doksanda donat, yüzde yüz, yüz ellide yaz belli”. Amasralılar denizi çok seviyor denizde onları elleri boş döndürmüyor. Mendireklerin selamladığı tekneler berekete açılıyor her sabah, sabahın sessizliği balıkçı motorlarının patırtıları ile bozuluyor. Amasra’da balığı kadar meşhur olan başka bir şey daha var restoranlarda “özel salata”. Mevsimine göre 20 ye yakın sebze ile yapılıyor. Bolca sirke ve limonla yiyenlere keskin ve unutulmaz bir lezzet bırakan salata ustaların ellerinde adeta bir sanat eserine dönüşüyor.

Amasra’da kadınlarda ekonomiye büyük katkı sağlıyorlar. Galla pazarı yaklaşık 200 yıldır köylü kadınların şehirle olan bağlantısını sağlıyor. Reçelden bala, mantardan sebzeye kadar her şey organik, köylü kadınların el emeği ile ürettikleri ürünleri her Cuma ve Salı günleri bu pazarda bulabilirsiniz. Galla pazarının hemen yanı başındaysa binbir ağaç işçiliğinin yapıldığı Çekiciler çarşısı karşılıyor sizleri. Baba dan oğula geçen ağaç oymacılığını bu zamanda yaşatan birkaç kişi kalmış sadece.

Oldukça çalışkan olan Amasra halkı gelen misafirleri de rahat ettirmek için elinden gelen her imkanı sağlıyor. Yerel işletmeler güzel bir tatil geçirmeniz için her şeyi düşünmüşler.

Hangi sokağa girseniz geçmişten bir yapı karşılıyor sizleri. Kale içinde bulunan ve Bizans döneminde yapılan şapel de bunlardan biri, 2002 yılında restore edilerek müzeye çevrilen bu küçük kilise Amasra’nın tarihi miraslarında. Kilisenin yakınlarında bulunan bir diğer yapıysa Fatih’in emriyle kiliseden camiye çevrilen tarihi Fatih Camii. 9.Yüzyılda Bizanslılar tarafından yapılan bu kilisede Fatih Sultan Mehmet ilk Cuma namazında hutbeyi bizzat kendi okumuş, minbere kılıcı ile çıkan Fatih’den sonra bu camide gelenek ve sünnet olarak hala hutbeler kılıçla verilmektedir.

Sakin koyun ortasında bir taş sütun çekiyor ilgimizi, gözlem amaçlı yapılmış direkli kaya mavi denizden göğe yükselen 7 metrelik bir sütun. Direkli kayanın hemen arkasında birde havuz bulunuyor Kraliçe Amastris hamamı olarak anılan havuz ve dikili taş geçmiş medeniyetlerin taş ustalığında ne kadar ileri olduklarının bir işareti gibi yüzyıllardır duruyor. Yapımı Roma dönemine ait Kemre Köprüsü yarım ada ile adayı birbirine bağlıyor yüzlerce yıldır. Şimdiler de Boztepe mahallesi olarak anılan ada sakinleri merkeze bu köprü ile ulaşıyorlar. Köprüden adaya geçtiğimizde tarihi sokaklarda tırmanış başlıyor. Kıyı kenti Amasra’da evler denize baksın diye yapılmış sanki, her evin penceresi yıllarca hayallere ev sahibi olmuş.

Yeşile aşık insanlar sınır tanımıyor Amasra’da, tohum bazen bir saksıda bazen de bir ayakkabının içinde hayat bulmuş. Tarihi bir mizansenin içinde yavaş yavaş tırmanıyoruz adanın tepesine doğru. Tepeye ulaştığınızda adanın kuzey uçunda sizi kendine çeken bir ışık karşılıyor sizi, 150 yıldır hiç şikayet etmeden dönerek ışık saçan bu yaşlı fener tüm mütevazılığıyla karşınızda duruyor. 1863 yılında inşa edilen ve 3 metrelik yüksekliğiyle en kısa fener olma özelliğini taşıyan yapı yıllardır Karadeniz kaptanlarına yol gösteriyor.

Amasra tarih boyunca kuşatmalara maruz kalmış. Savaşlar bu güzel yerden çok şey alıp götürmüş. Ama her defasında kendini yenileyen bu altın kenti korumak için Romalılar döneminde 8 burçlu bir kale inşa edilmiş. Geçen yıllar kalenin büyük bir kısmını yok etse de ayakta kalan kısımları kentin hazinelerini saklamaya çalışıyor.

Amasra’ya gelmek ne kadar heyecan verici olsa da ayrılmakta bir o kadar hüzünlü, Amasra’nın sunduğu zenginlikleri görmek yaşamak ve çok önceleri bir Ceneviz’linin gezindiği gezinmek için mutlaka buraya gelin.  Ama kuş kayası yol anıtıyla vedalaşmadan Amasra’dan ayrılmayın. Burası Fatih’in de dediği gibi cennetten bir köşe, burası dünyanın gözü Sesamos, Amastris ve Amasra zamanla çok şeyler değişmiş burada ağları tamir eden eller bazen bir Romalıya , bazen bir Cenevizliye ait olmuş, şimdi bir Türk onarıyor ağlarını hepsini de aynı deniz selamladı, aynı güneş ısıttı. Ceşm-i cihan Amasra balığı, denizi, salatası ve sıcak insanları ile sizleri bekliyor.