Reklamı AçReklamı Kapat

“Döviz kısa vadede düşmez”

Yükselen dövizin enflasyonu artrırırken, ihracatçıya çeşitli avantajlar sağlayabileceğini söyleyen Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, Türk firmalarının yüksek döviz ile rekabet alanında güçlenebileceğini dile getirdi.

- A +

Türkiye ve dünyadaki ekonomik gelişmeler hakkında açıklamalarda bulunan Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi ve Bursa Akademi Koordinatörü, Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, dört liraya yaklaşan dolara değinerek, dövizin kısa vadede düşüş göstermeyeceğini söyledi.

“MİLLİ GELİR 18 BİN DOLAR OLABİLİRDİ”

Türkiye ekonomisinin son altmış yılına bakıldığında ortalama büyümenin yüzde dört buçuk oranında olduğunu söyleyen Tatlıoğlu, 1960’lı yıllarda yakanalanan yüzde yüzde beş buçuk oranında büyüme sürdürebilseydi, kişi başına düşen milli gelirin bu gün 18 bin Dolar civarında olabileceğini söyledi. Tatlıoğlu şöyle konuştu;

“Türkiye ekonomisinin son elli altmış yılına baktığımızda ülkemiz ortalama yüzde dört buçuk oranında büyümeye sahip. 1960 ve 1970 yılları arasında yüzde beş buçuk oranında iyi bir seviye yakalanmış. Ne demek bu? Yüzde beş buçukluk büyüme oranı sürdürülebilseydi bu gün kişi başı milli gelirim 18 bin dolar olacaktı. Eğer büyüme yüzde altı buçuk olsaydı 32 bin dolarlık milli gelirimiz olacaktı. Son on beş yılda yüzde 4,6 oranında milli gelire sahibiz. 2002 ve 2007 yılları arasında büyüme hızımız yüzde altı buçuk. Ama 2007 ile 2017 arasında yüzde dördün altında büyüme hızı görüyoruz.”

“ÜLKEMİZDE BAZI YAPISAL SORUNLAR ÇÖZÜLMEDİ”

2000’li yıllardan sonra dünya ekonomisinin farklı bir trende girdiğini söyleyen Tatlıoğlu, gelişmekte olan sıcak para dağılımı olduğunu belirtti. Tatlıoğlu açıklamalarına şöyle devam etti;

“2000 yılından sonra uluslar arası sermaye Amerika’nın dışına çıktı. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere ciddi bir sıcak para yığılımı oldu. Türkiye, Brezilya, Kore, Vietnam, Hindistan, Çin, Meksika gibi ülkeler bundan ciddi fayda sağladı. 2008’deki kriz sıcak parayı arttırdı. Amerika ve Avrupa likiditeyi bollaştırdı. Bizim gibi ülkeler daha düşük maliyetle finansman buldu. Tasarruf açıklarını giderdiler. Bunun etkileri nasıl oldu? Gelişmekte olan ülkeler yüksek büyüme hızına sahip oldular. İhracatları büyüdü, istihdamları arttı. Enflasyon ciddi anlamda düştü. Faiz oranları düştü. Ciddi bir iyileşme meydana geldi. Gelişmekte olan ülkeler, Türkiye de dahil, sorunlarını çözdüler. Ülkemiz de 2010 yılına kadar ciddi mesafe aldı. Daha sonra dünyadaki finansal gelişmeler Türkiye’nin lehine olsa da bazı yapısal sorunları çözemedi. Biri şu, ekonomi büyürken cari açık veren Türkiye var, ekonomi küçülürken de bütçe açığı veren Türkiye vardı. Bir dönem 70 milyar dolara yükselen cari açıkla çok uğraştık. Daha önce de kamu açığı vardı. Bu gün geldiğimiz noktada cari açık problemini çözememiş durumdayız.”

“TÜRKİYE ÖZELLEŞTİRMENİN SONUNA GELDİ”

Cari açık olması durumunda ya ülkeye dışarıdan para girmesi gerektiğini ya da içerideki varlıkların satılabileceğini belirten Tatlıoğlu, Türkiye’de özelleştirmenin sonuna gelindiğini belirtti.

“ Satılacak bir şey yok şu anda. Finansman açığı da çözülmedi. Türkiye  kamu borçlanmasında iyi bir yere geldi ama toplam Türkiye borçlanmasında 400 milyar doların üzerinde bir yükü var. Özel sektör ciddi anlamda borçlandı. Türkiye’de tasarruf eksiği olduğu için yurtdışı tasarruflarıyla bunu yaptılar. Türkiye yaklaşık 150 milyar doların üzerinde yıllık ödemesi gereken dış borcu var.”

“DÜNYADA BOL PARA DÖNEMİ BİTTİ”

İngiltere, Amerika ve Avrupa merkez bankalarının faiz arttırımı yapmalarının, Türkiye gibi tasarruf açığı ve döviz açığı veren ülkelerin aleyhine olacağını söyleyen Tatlıoğlu, ülkemizin tasarruf sürecine giremediğini söyledi.

“Dünyada artık bol para dönemi bitmek üzere. İngiltere merkez bankası faiz attırdı, Avrupa Merkez Bankası faiz arttıracak, Amerika Merkez Bankası faiz arttırmaya başladı. Amerika ve Avrupa ekonomileri iyileşme sürecinde. Bu da dağıttıkları parayı geri çekecekler, faiz arttıracaklar demek. Bizim gibi tasarruf açığı ve döviz ihtiyacı olan ülkelerin aleyhine olacak. Biz borçlu ülkeyiz bunu çözemedik. İyi zamanlar yaşadık ama tasarruf sürecine giremedik. Örneğin seksenlerin ortasında Türkiye’nin milli gelirin yüzde 20, 21 tasarrufu vardı, yüzde 12 buçuklara düştü. Şimdi on dört, on beşlerde.”

“TÜRKİYE’NİN KAYNAK EKSİĞİ YOK”

“Harcadığını başkasının cebinden harcayan bir ekonomiye dönüştük.” diyen Tatlıoğlu sözlerine şöyle devam etti; “Aslında kaynaklar ve imkanlar olarak birçoğundan eksiği olmayan bir ülkeyiz, dünyayla beraberiz ama temel sorunlarımızı öteledik, çözemedik. Bunu da yaşıyoruz. Büyüme yapıyoruz ama işsizliğimiz azalmıyor. Yüzde dokuzlarda olan işsizliğimiz yüzde 13,4.”

“Özel sektör ciddi bir atak yaptı. 150 milyar dolar ihracata geldi. Yine bu sene 150 milyar dolar civarında gerçekleşmesi bekleniyor. İyi bir girişimci beyni var Türkiye’nin ama büyütemedik. 2023’e 500 milyar dolar hedef koyduk ama inşallah 150 milyarın altına düşmeden 2023’ü görürüz.”

“Eğer tasarruf ile ilgili faiz arttırımları devam ederse bir süre sıkıntı olur ama Türkiye’nin ekonomik olarak güçlü bir potansiyel var. Pratikte sorunlarını çözemeyen bir Türkiye var.”

“HUKUK VE EĞİTİM ALANINDA REFORM GEREKLİ”

Prof. Dr. Tatlıoğlu, adalet mekanizması ve yargı sisteminin etkin çalışmak zorunda olduğunu söyleyerek, aksi takdirde insanların yatırım yapmaktan kaçındıklarına dikkat çekti.

“Adalet mekanizması ve yargı sistemi etkin çalışmak zorunda aksi takdirde ülkenizde kendi insanınız bile yatırım yapmaktan kaçıyor. Dünyanın her yerinde sağlam olduğu ülkelerde zenginleşme var. Çok açık ve net görünüyor. Türkiye’nin ciddi adımlar atması lazım. İkincisi de bu günün ekonomisi bilgi ekonomisi. Dünya çok farklı bir yere gidiyor. Türkiye’yi yeni bir girişimci profili ziyaret etti, Elon Musk. Musk’un profiline bakarsak, kim olduğundan gelişmiş ülkelerin nelerle uğraştığını anlayabiliriz. Bizim gündemimizle gelişmiş ülkelerin gündemi arasında büyük fark var. Türkiye eğitimine ciddi yatırım yapmak zorunda. Ekonomi de eğitimin kalitesi ile ilgili çok alakalı. Bu iki sorunu hukuk ve eğitim alanında yapısal reformu yapmak ve gücünü kullanmak zorunda.”

“DÖVİZ KOLAY KOLAY DÜŞMEZ”

Bir doların dört liraya yaklaştığı bu günlerde, dövizin kolay kolay düşmeyeceğini söyleyen Tatlıoğlu, yüksek dövizlerin ihracatçıya çeşitli avantajlar sağlayabileceğini belirtti.

“Türkiye’nin tasarruf yetersizliğinin beslediği bir döviz açığı var. İhracat yüzde 12 artmış ama ithalat yüzde 16 buçuk artmış. Arada yüzde dörtlük bir açık var. Kapanma temayülünde değil. Türkiye büyüme evresine geçtikçe ihracatı artıyor ama ithalatı daha çok artıyor. Bu da uluslar arası piyasalar, kendi paralarını değerlendirme yönünde faizleri arttırırsa, döviz piyasasını ciddi anlamda etkiler. Bu ne demek? Türkiye’de tasarruf eksiğini dışarıdan besliyordu. Daha yüksek faizle para bulması gerekir. Türkiye’de tüketici kredileri yüzde 25’lere geldi. Dünyanın en yüksek faizini ödeyen bir ülkede yaşıyoruz. Bu paralarda finansa edilen bir yatırım ortamı mümkün olmaz. Türkiye bunu çözmek zorunda. Bir miktar ithalat yerine iç tüketim söz konusu olur ama faiz ve enflasyonda bir yükseliş olur, Türkiye ekonomide de bu sefer savrulmaya doğru gidebilir. Radikal çözümler ve politikalar olması lazım. Güven ortamının yerleştirilmesi lazım.”

“Dövizin aşağı inme ihtimali çok yok. Avrupa ve Amerika faiz arttırımı ihtimali olduğu sürece düşüş olmaz. Bizim rekabetimizi, mevcut ihracatçımızın gücünü bir miktar arttırır. Yüksek döviz enflasyonu ve faiz oranlarını arttırır ama rekabet anlamında bir nebze avantajlı duruma geçer. İşçilik ve yerli girdiler anlamında  avantaj sağlar. Yerli girdi oranları ne kadar yüksekse o kadar işletmelerimizin fiyat rekabetini avantajlı hale getirir”

Yorum Ekle