Reklamı AçReklamı Kapat

BOSEN, Bursa OSB’nin güç kaynağı

Yirmi yıldan beri Bursa Organize Sanayi Bölgesi’ne temiz ve güvenli enerji veren BOSEN, arıza durumlarına karşı fabrikalara can yeleği görevi görüyor.

BOSEN, Bursa OSB’nin güç kaynağı
- A +

Mustafa Emre ÖZGEN

www.rekabet.net internet sitesine yaptığı açıklamalarda, üretime başladığında 78 MW seviyesinde üretim yaparken, kapasitesini 200 MW’a yaklaştıran BOSEN’in genel müdürü Şahin Cengiz, OSB’de bir güç kaynağı görevi gördüklerini söyledi.

Elektrik kesintilerinde ofislerde kullanılan UPS cihazlarının bilgisayarlara enerji sağlamaya devam ettikleri gibi, BOSEN’in de BOSB (Bursa Organize Sanayi Bölgesi) işletmelere enerji sağladığını belirten Cengiz, arz güvenliği sağlayarak fabrikaları zarara uğramaktan koruduklarına dikkat çekti.

Öncelikle okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz?

1971 yılında Malatya’da doğdum. 1994 yılı Uludağ Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı aynı üniversitenin Fen Bilimleri Enstitüsü, Devreler ve SistemlerBilim Dalı alanında yaptım. Askerlik sonrası iş hayatına BOSEN’de başladım. 19. yılımı doldurmuş durumdayım. İşebaşladığımda burası şantiye halindeydi. İşletmeye ait bütün süreçleri ve projeleri gördüm. Vardiya amirliğinden genel müdürlüğe kadar pek çok pozisyonda çalıştım. Enerji sektörünün tüm gelişimini BOSEN Enerji’de yaşadım.

Bu süreçte BOSEN’de nasıl bir gelişme yaşandı?

O dönem elektrik üretimi, özel sektör için yeni bir kavramdı. Özel şirketlerin elektrik üretmesinin yolu açıldıktan sonra 1994 yılında kurulan şirketimiz 1999 yılının başlarında üretime başladı. 78MW’lık ilk ünitemizin kurulumu o dönem yapıldı. Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nin o dönemki tüketimleri saatte 30 MW’lardayken biz saatte 78MW üretim yapıyorduk. O zamanki güçler çok komik geliyor şu anda BOSB gücü 200 MW’lara yaklaştı. BOSEN Enerji bir doğalgaz kombine çevirim santralidir. Tamamen elektrik üretiyoruz. Yakıt kaynağı olarak doğalgaz kullanıyoruz. Bu doğalgazı elektriğe çeviriyoruz. Doğalgaz türbinininegzozundaki yüksek sıcaklığı da kazandan geçirip buhar elde ediyoruz. Elde ettiğimiz buharın tamamı buhar türbininden geçirerek buhardan da elektrik elde ediyoruz.

Santralin ayırt edici özellikleri neler?

İlk kurulumumuz otoprodüktör grubu olarak tanımlanan, “benim işletmelerim var, ürettiğim elektriği onlar tüketecek” diyen bir mekanizmadır. Yapımız ona müsaittir. 2006 yılına kadar otoprodüktör grubu lisansı ile üretimimize devam ettik. Daha sonra üretim lisansı almamız zorunlu koşuldu. Enerjinin taşındığı ana hatlar olan baraları ona göre düzenledik. 2010 yılında mevzuata uygun olarak üretim ve tüketim hatlarını ayırdık.

İlk faz yatırımımız 2000 yılında tamamlandıktan sonra 2005 yılında ikinci faza yatırımımız gerçekleşti. Bir gaz ve bir buhar türbini ilave ettik. O türbinler 2010 yılına kadar çalıştı. Biz yatırımları yapıyoruz ama OSB tüketimi artıyor. Üçüncü yatırım yapma kararı alındı. O yatırım da gerçekleştikten sonra 263 MW lisans gücü olan bir tesis haline geldik. Gelişen enerji piyasalarında verimliliği ve esnekliği yeterli olmayan ilk yatırıma ait 78 MW lık grup, üretim lisansından düşürüldü. Gerekli düzenlemeleri gerçekleştirdikten sonra 185 MW gücüyle üretim gerçekleştiren bir şirketiz.

BOSEN’in ürettiği enerjiyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kurulduğumuzdan beri OSB’ye temiz ve kesintisiz enerji verdik. Temiz enerji nedir? Teknik manada voltajı ve frekansız yeterli enerjidir. Kesilmeyen, makinenize zarar vermeyen enerjidir. Hiç unutmam, kuruluş çalışmalarında her sabaha karşı türbinler kendiliğinden dururdu. Nedeni de ülke çapında her sabah yaşanan frekans dalgalanmasıydı. Üretim ve tüketimi tam dengelediğimizde bu sorun ortadan kalktı. Son yıllarda Avrupa’yla aynı kalitede elektrik kullanıyoruz.

Bölgeye kattığınız olumlu nitelikler neler?

OSB’ye sağladığımız en büyük artılardan biri arz güvenliğidir. Ulusal sistemlerde arızalar olabilir. Bizdeki makineler sahip oldukları kontrol sistemleri sayesinde bu arızayı algılayıp sistemden kopsa bile sistemden izole olarak BOSB tüketimine denk gelen üretime devam ederek kesintisizliği sağlıyoruz. Biz ofislerde kullanılan UPS adı verilen güç kaynakları mantığıyla çalışıyoruz. Bu açıdan bakındığında BOSB’nin UPS cihazı gibiyiz. Bu çalışma şeklini yıllardır uyguluyoruz. 2006 ve 2007 yıllarında ciddi elektrik arızaları oluyordu. Biz OSB’deki fabrikaları bu arızalardan kurtarıyorduk fakat diğer sanayi bölgelerindeki fabrikalar kesintilerden etkileniyordu.

Arz güvenliği adına yaptığımız bu hizmetin adı “Ada Modu” denizde bir ada gibi düşünün. Siz kendi adanızda hayatını idame ettirmeye devam ediyorsunuz. Elektrik sistemimiz de aynı mantık. Sistemde ciddi bir arıza olsa da kendi kabuğunuza çekilip belirli bir denge içerisinde çalışmaya devam ediyorsanız, buna “Ada Modu” deniyor. Enerji tekrar geldiğinde normale dönüyoruz.

İki yıl önce yaşanan büyük elektrik kesintisinden nasıl etkilendiniz?

31 Mart 2015’te yılında yaşanan büyük elektrik kesintisinde ise sistem tamamen çökmüştü. İlk defa karşılaştığımız bir olaydı. İletim sistemi zorlanması nedeniyle sistem ayakta duramadı. BOSEN büyük bir hizmet gerçekleştirdi. Hiç elektrik yokken öncelikle dizel jeneratör kullanarak kendi türbinlerimizin çalışması için gerekli elektriği ürettik. Sonrasında ise kendimizi sistemden izole ederek OSB’ye elektrik verecek şekilde dengeyi sağladık ve bir saat sürmeyen bir kesinti ile enerji verdik. Yakın çevremizdeki sanayi bölgelerinde akşam saatlerine kadar gelmeyen elektrik, bir saat içinde Bursa OSB’de vardı.

Doğalgaz kaynaklı bir santral olduğumuz için üretim maliyetimiz var. Ancak arıza dönemlerinde elektrik olmazsa zarar daha büyük oluyor. 2016 yılı sonunda İletim sistemlerindeki arızalardan dolayı özelikle Batı Marmara bölgesinde meydana gelen ciddi enerji krizinde Gebze OSB’de beş günlük elektrik kesintisi yaşandı. Bizim gibi bir santralleri olsaydı kendi elektriklerini üreteceklerdi. Zararları 300 milyon euro olduğu söylendi.

Enerji sektörünün gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hızlı bir değişim gerçekleşiyor. Fosil kaynakların yavaş yavaş değer kaybedeceği günler bekliyorum. Günümüzde en çok kömür, petrol ve hızla artan yenilenebilir enerji kaynakları kullanıldığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde enerji pastasında elektriğin payı çok artacak. Artık birçok ülke benzinli ve dizel taşıtlara karşı harekete geçti. Yerli otomobilimiz yapılıyor, elektrikli olsun deniyor. Mantıklı olan bu. Gelecekte hepimiz birer üretici de olacağız. Elektrikli araçlarımızı şarj edeceğiz, kullanacağız, kalan elektriği tekrar sisteme satacağız.

Rüzgâr ve güneşten elde edilen, yenilenebilir enerji kaynaklarında durum nasıl?

Dünyada kömür kaynakları zayıflıyor. Kömürün tükenmesi değil, uluslararası anlaşmalar ve küresel ısınma etkili oluyor. Yenilenebilir kaynaklar ucuzladıkça kimse kömürle uğraşmayacak.

Yenilenebilir enerji kaynaklarında pahalı bilinen yatırımlar ucuzlamaya başladı. Yenilenebilir tarafta elektrik yatırımları çok hızlı ilerleyecek. Bu ilerlemenin sistemi bozucu etkisi de var. Bunu gidermek adına da enerji depolama sistemleri revaçta olacak. Büyük bir rüzgâr tesisi yaptınız, rüzgâr varken üretecek, ama yokken üretmeyecek. Rüzgâr yokken de o dengeyi oluşturacak bir şey lazım. Şu anda bu denge bizim gibi doğalgaz santralleri ile sağlanıyor. Bu yatırım büyüklüğü arttıkça makas da büyüyor. Açığı kapatabilecek doğalgaz santralleri de yetmeyecek. Dolayısıyla depolama sistemleri üzerine yatırımlar var.

Sosyal medyada çok izlenen bir videoda, Finlandiya’da yaşayan bir Türk, “biz gelecek 100 yılın enerji planlamasını yapıyoruz” diyordu. Türkiye’de böyle çalışmalar var mı?

Ülkemizde Enerji ve Tabii kaynaklar bakanlığınca bu planlamalar yapılıyor. Genellikle beş yıllık planlar yapılıyor. Bu planlar yapılırken değişik senaryolar üzerinde çalışılıyor. Hangisinin gerçekleşeceği tamamıyla günün şartlarına bağlı olarak gelişir. Yenilenebilir kaynakların ağırlık kazanacağı aşikâr. İthal kömür azalacak. Hedeflenen oranlara yaklaşıldı. Kurulu güç olarak baktığımızda hidroelektrik santrallerinin gücü, kurulu gücümüzün üçte biri oranında. Önceden elektriğin yüzde ellisi doğalgazdan üretiliyordu, şimdi yüzde otuzlara düştü. Ortaya çıkan bu açık HES’lerden kapatılmaya çalışıyor.

Ülkemizde nükleer santrale ihtiyaç var mı?

Enerji kaynağımız yok. Bu alanda dışa bağımlıyız. Trakya bölgemizde gaz çıkıyor ama az miktarda. Linyit kömürü çıkarıyoruz ama verimce düşük. Bizim bazyük santrallerine ihtiyacımız var. Yaz kış, gece gündüz belirli bir değerin altına inmemesi gereken santraller gerekiyor. Bu sebeple teknik gereksinimler göz önüne alındığında nükleer santrallere ihtiyacımız var. Bu santraller baz yükte büyük bir hacim işgal edecekler, arz güvenliğine katkıda bulunacaklar. Öte yandan enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi yine arz güvenliğine katkı verecektir.

Mevcut enerjimiz hangi kalemlerden elde ediliyor? Bunların oranları neler?

Kurulu güç olarak doğalgazın payı yüzde 32, hidroelektrik santrallerinin payı yüzde 25, akarsular yüzde 9, kömür yüzde 20, geriye kalan yüzde 14 ise rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi gibi kaynaklar sıralanıyor.

Yenilenebilir enerji kaynakları güzel ama şu anki haliyle bize çok maliyetli. 2017’nin ilk altı ayında ürettiğimiz elektriğin piyasa ederi MW başına 157 lira civarındayken hidroelektrik, güneş ve rüzgâr santrallerinin ürettiği YEKDEM kapsamlı enerjinin satış fiyatı MW başına 280 liraydı. Toplumda rüzgârdan elde edilen enerjinin ücretsiz olduğu gibi bir görüş var ama maalesef daha pahalıya üretilmektedir.

Sürekli yaz saati uygulaması tasarruf sağlıyor mu?

Bu konuda Elektrik Mühendisleri Odası ve bazı sivil kuruluşlar aksini savunsa da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca elde edilen veriler ışığında yapılan değerlendirmede ileri saat uygulamasının tasarruf sağladığı yönündedir. Bakanlıkça yapılan açıklamada geçen sene bu uygulama sayesinde yaklaşık 500 Milyon TL tasarruf edildiği bildirilmiştir.

Yorum Ekle